
Bu sabah işin boku iyiden iyiye çıktı ..
Saat sabah 8.38 .
Yatağımda sessizce doğruldum, kavram kargaşaları ve sessizlik.
Oysa az önce elini kavramış kokluyordum - o zorla sürünüp aldığım kokusunu - istiklalde yürürken. Pamuk şekeri tadında bir sevecenlik vardı kokusunda. İnsanı süründürürcesine mest eden bir kokuydu. Zorla sürünüp koklayabilmiştim, bir kere gelebilmişti yanıma, rahatça bakamamıştım bile suratına, utanmıştım.
Yavaşça doğruldum. O kadar yabancılaşmak mümkün değildi aslında her gün binlerce kez gördüğüm bu odaya.
Ağlayacak gibi oldum. Yine tuttum ve 'yeter' dedim kendime.
- Ağlanacak dertlerin var zaten!
Ağlamak bir an saçmalaştı. O şuan belki bir o kadar uzaktı acılarından. Hayatın akışına kaptırmış kendini hiçbir şeyi umursamadan, kaygısızca yaşıyordu.
Belki onun yüzünden bukadar takıyordum her şeye. En küçük problemlere bile saatlerce kafa yorar olmuştum. Ne ilginç ki artık zevk de alıyordum. Arkadaşlarımla saatlerce o bir boka yaramaz mevzuları tartışabilirdim. Kendimce bir yaşam biçimi olduğuna inandırmaya çalışsam da bu davranışlarım aslında bir ötenazi gibiydi, yok olmak için parçalarımı dağıtıyordum etrafıma. Duyguları bir kenara bırakıp artık orman kurallarını uygular olalı bir bir buçuk sene oluyordu. Keşke demeyeli de bir o kadar..
Binlerce plan yaptım onun için. Gidip ne olursa olsun görecektim. Bilerek rastlayacaktım ona, rastlaşacaktık. Rüya gibi olacaktı o an belki de. Bir an için bakıp gülecekti ve sonra susmamacasına konuşacaktık.
İlk 'yeter!' ' im gelmişti. Az önceki kokuyu hatırladım istemsizce. Yeniden girdim yorganımın altına, hala sıcaktı. Bir an sanki yapabilecekmişim gibi rüyaya devam etmek istedim, sıcaklığını hala hissettiğim sevgilimi görmek için.
Onu yolda görmüştüm. Öpüştük ve gülüştük. Elindekilerden alışverişten geldiğini anladım, taşımayı teklif ettim. 'Tabiki!' dedi. Bir anda elimi tuttu, sıcacıktı. Aşka inanmayan bir aklın sınırlarını zorlayan bir sıcaklık. Parmakları parmaklarımın arasında sıkıcaydı. İstiklalde sessiz ama içten içe bağırarak, koşarcasına yürüyorduk. Elini bir anda burnuma götürdüm. O kokunun tanımını ancak şöyle yapabilirim, pembe.
İçimdeki huzur, artık yerini sarı bir sıcaklığa bıraktı. Ona baktım, gülümsedi.
Bu tam olarak ruhumun yaşadıklarıydı. Ama biz insanlar bedenimiz yaşamadıkça gerçek diyemezdik bu olanlara. Kokuyu duymuştum, sıcaklığını hissetmiştim. Ama gerçek değildi.
İşte o ilk iki üç uyanık anımda bunları anlattım ruhuma. Gerçek değil dedim az önce tuttuğun el, aldığın koku.
Saate baktım, 9.36 olmuştu. 'Sıçtım, yine geç kaldın!' dedim bağırarak,
terliklerime uzandım..
